ÇOCUKLAR:
Evlenmek ve çocuk sahibi olmak bireylerin yaşamlarında verebileceği en önemli kararlardan ikisidir. Öncelikle eşlerin kendilerini anne-baba olmaya, bir çocuğu büyütmek ve yetiştirmek konusunda sorumluluk almaya fiziksel, duygusal, sosyal ve maddi açıdan hazır hissetmeleri gerekir.
Hamilelik süreci anne-baba adayları için sevinçli-heyecanlı bir o kadar da kaygılı geçer. Çünkü hamilelik sürecinin sağlıklı geçmesi ve doğumun problemsiz olması konusunda haklı endişeler taşırlar.
Doğumdan sonra aileye yeni bir üyenin katılımı ile onun bakımı ve ihtiyaçları daha öncelikli hale gelir. Bu doğrultuda evde ve sosyal yaşamda çocukla ilgili düzenlemelere gidilmesi gerekir. Eşlerin birbirlerine ayırdıkları zaman azalır. Bu süreçte eşlerin birbirlerini anlayıp destek olmaları, iletişimlerini sağlıklı şekilde sürdürebilmeleri ve çocuk yetiştirme tutumları konusunda ortak bir bakış açısına sahip olmaları gerekir. Unutulmamalıdır ki çocuk yaşamı ve iletişim biçimleri konusundaki temel bilgileri ailesinden alır ve yine ailesinden aldığı olumlu- olumsuz tepkilerle benliğini,kişiliğini, davranışlarını ve yaşama bakışını oluşturur. Doğduğu andan itibaren sevilmesi, değer verilmesi, istek ve ihtiyaçlarının düzenli olarak karşılanması, güvenilmesi, sorumluluk verilmesi, duygu ve düşüncelerinin dikkate alınması çocuğun kendini değerli görmesine ve kişiliğinin daha sağlıklı gelişmesine sebep olacaktır.
6.yaştan itibaren çocuklar ve aileler için önemli bir adım olan anasınıfı ve sonrasında okul yaşantısı başlar. Pek çok çocuk için anasınıfı yaşantısı; büyümek , aileden ilk ayrılış, sosyalleşmeye başlama ve kendi ayakları üzerinde durma anlamına gelmektedir. Çocuğun sınıf ve okul ortamında öğretmeni ile kurduğu iletişim; kendine güvenmesinde, olumlu benlik imajı geliştirmesinde,okula uyum sağlamasında, düzenli ve verimli çalışma alışkanlığı kazanmasında,kendini rahat ifade edebilmesinde, sağlıklı arkadaşlıklar kurabilmesinde çok önemlidir. Okul yaşantısı aile ile öğretmenin düzenli iletişimini gerektirir.
Çocuğun büyümesi ile birlikte zaman zaman farklı problemler ortaya çıkmakta ve okul yaşantısı ile bunların yoğunluğu artabilmektedir. Aileler ve çocuklar tüm bu süreçte desteğe ihtiyaç duyabilmekteler.
İşte bu amaçla; Duru Kişisel Gelişim Ve Psikolojik Danışma Merkezinde anne / baba olmaya hazırlık, sağlıklı çocuk yetiştirme, aile içi iletişim becerilerini geliştirme, sorun çözme becerilerini geliştirme, okula uyum, arkadaşlık ilişkilerini geliştirme, boşanma, yeniden evlenme ve ölüm gibi yaşam olayları ile başedebilme becerilerini geliştirme vb konularda ailelere rehberlik , aile ile psikolojik danışma, çocuk (resim, hikaye, oyun ağırlıklı) ve ergenlerle psikolojik danışma ve yaratıcı drama çalışmaları yapılmaktadır.
Dikkat eksikliği: Çocuğun, yaşamının her anını etkileyen nörobiyolojik bir bozukluktur. Dikkati, tek bir noktaya odaklayamamak ve organize olamamaktır. Çocukların %5 inde görülür. Erkek çocuklarda kız çocuklara oranla 3 kez daha fazladır. Dikkat Eksikliği Sendromu olan çocukların çoğu hiperaktif, düşüncesizce davranan ve organize olamayan bireylerdir. Genellikle, sürekli kıpırdanırlar ve vücutlarının bir parçası sürekli hareket halindedir. Bir yerde oturamazlar. Eşyalarını unuturlar ve kaybederler. Başladıkları işi bitirmeden bir diğerine başlarlar. Müdaheleci ve rahatsız edicidirler. Sıra bekleyemezler. Cevapları soruları beklemeden ağızlarından kaçırırlar. Düşünmeden tehlikeye atılırlar. Normal faaliyetleri "sıkıcı" bulurlar.
Hiperaktivite: Aslında her çocuğun hareketli olması beklenir. Çocuk koşar, düşer ve gürültü çıkararak oynar. Bunların hepsi doğal karşılanabilir. Ancak hiperaktivitede çocuğun hareketliği aşırıdır ve yaşıtlarıyla kıyaslandığında farklılık hemen anlaşılır. Genellikle bu çocuklar bir motor tarafından sürülüyormuş gibi sürekli hareket halindedirler. Bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjileri vardır. Yükseklere tırmanır, koltuk tepelerinde gezer, ev içinde koşuşturur ve dur sözünden anlamazlar. Sakin bir şeklide oynamayı beceremez, bir süre sakin bir şekilde oturamazlar. Oturmaları gereken durumlarda ise elleri ayakları kıpır kıpırdır. Çok konuşur, iki kişi konuşurken sık sık lafa girerler. Masanın başında oturamaz, dolayısıyla derslerini uygun mekanlarda çalışamazlar. Üç tipi vardır:
Dikkat Eksikliği Önde Olan Tip: Dikkat eksikliği belirtileri ön plandadır. Aşırı hareketlilik ve dürtüsellik ya yoktur ya da tanı alacak kadar şiddetli değildir.
Aşırı Hareketlilik Önde Olan Tip: Aşırı hareketlilik ve dürtüsellik belirgin olarak vardır. Dikkat eksikliği belirtileri vardır ancak tanı alacak kadar şiddetli değildir.
Birleşik Tip: Hem dikkat eksikliği hem de aşırı hareketlilik dürtüsellik belirtileri tanı alacak kadar şiddetlidir. En sık olarak görülen tip birleşik tiptir."Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu" toplumda, çocukluk çağının en sık görülen psikiyatrik bozukluğudur. Nedenleri, beyindeki dikkat ve davranış kontrolüyle ilgili bölgelerin farklılığından kaynaklanmaktadır. Yapılan araştırmalarda bu bölgelerin yeterince etkin olmadığı, yeterince kanlanmadığı bulunmuştur.
Okul fobisi: Ana okulu ve ilkokul çağında görülür. Bazı çocuklar okula başlamadan önce çok istekli görünseler dahi okul zamanı geldiğinde bu istekleri kalmaz ve okula gitmek istemezler.Çocuklarda okulda oluşan yoğun sıkıntı ve huzursuzluk hissi nedeniyle okula gitmek istememe ve okulda yalnız kalamama ile karakterize olan bu duruma okul korkusu (okul fobisi) adı verilmektedir. Okul korkusunun çoğunlukla anneden ayrı kalma korkusu ile yakından ilgisi vardır. Çocuk anneden ayrı kalamaz ve annenin yokluğunda kendisine ve annesine zarar geleceği , kötü bir şeyler olacağı endişesini yaşar. Her sabah okula gitmek için evden çıkmak büyük sorun olur. Çocuk çeşitli bahaneler ile ( karnım ağrıyor, başım ağrıyor gibi ) evde kalmak ister. Okula gitmesi konusundaki zorlamalar çocuğun var olan sıkıntısını daha da artırır, çocuk sürekli ağlar, bağırır, hırçınlık nöbetleri gösterir. Çocuğa yaklaşım önemlidir. Çocuk çok fazla koruyucu ve kollayıcı bir ortamda yetişiyorsa, çocuğun özgüveni geliştirilmiyorsa, yaşıtlarıyla ilişkisi sağlanmıyorsa, herhangi bir sorumluluk verilmiyorsa, çocuk kendi otonomisini kullanmaktan aciz bıraktırılıyorsa okul fobisi oluşur.
Okul başarısızlığı: Çocuğun ya da gencin uzun süreli (bir eğitim döneminden daha uzun süre) hemen her dersten, gelişim düzeyinin ve yeteneklerinin altında başarı göstermesi ve bu başarısızlığı bir türlü telafi edememesi durumudur. Nedenleri çocuğa bağlı olabileceği gibi aileye ve okula bağlı da olabilir.
Kendine güvensizlik: Temel güven-güvensizlik duygusu 0-1 yaş arasında gelişir. Bu dönemde çocuğa ilgi ve sevgi gösterilirse, ihtiyaçları düzenli bir şekilde karşılanırsa sevildiği ve istendiği duygusuna paralel olarak temel güven duygusu oluşur. Aksine eğer çocuk sevilmez, ihtiyaçları düzenli olarak karşılanmazsa o zaman da sevilmediği ve istenmediği duygusu ile birlikte temel güvensizlik gelişir. Güven ve güvensizlik sonraki yıllarda da benlik gelişimi ile birlikte çevreden gelen olumlu veya olumsuz tepkilere göre belirginleşir.
Korku ve kaygı: Korku; canlı varlıkların görünen ve görünmeyen tehlikeler karşısında gösterdikleri en doğal tepkidir. Genellikle yeni olan ve bilinmeyen her şey ürküntü verir. Çocuğun güçsüzlüğü ve bilmediklerinin çokluğu düşünülürse özellikle ilk yıllarda korkularının bolluğu anlaşılır. Çocuk çevresini tanıdıkça , beden gücü ve zihin yetenekleri geliştikçe korkularını bir bir yener. 2-3. yaşlarında yüksek seslerden korkarken, 3-4 yaşlarında bunlara karanlık, dilenci, hırsız, polis ve öcü korkuları eklenir. Anne- babadan ayrı kalma konusunda yoğun kaygı yaşarlar. 5. yaşından sonra hayvanlardan, yaralanmalardan, hayalet ve cadılardan korkarlar. Çocuklar deneyimleri az, düşünme yeteneklerinin sınırlı olması nedeni ile gördüklerini ve duyduklarını gerçekçi olarak değerlendiremezler. Benzeterek, gördüklerini çarpıtarak, abartarak, süsleyerek korkulu sonuçlar çıkarırlar.
Bazen de çocukların yaşadıkları korku ve kaygıların gerçek nedenleri vardır. Korku ve kaygılarda ailelerin yanlış disiplin - cezalandırma tutumları ve aile içi problemler önemli rol oynamaktadır. Çocuğa karşı "uyumazsan polise veririm, uslu durmazsan iğneci gelecek, erkek adam korkmaz ağlama vb." ifadeler kullanılması, çocuğun anne- baba arasındaki tartışma - şiddet veya cinsel birleşmeye tanık olması, günlük yaşamda travmatik olaylar (yangın, deprem,ölüm, ayrılık vb.) yaşanması kaygı ve korkuları arttırır.
Anne bağımlılığı: Bağımlılığın başlıca nedeni aşırı koruyucu ve kollayıcı anne- baba tutumlarıdır. Aşırı sevgiye boğulan, istekleri önceden sezilip yerine getirilen, sorumluluk verilmeyen çocuklar kendilerine güvensiz ve bağımlı bir kişilik yapısı geliştirirler. Dışarıda çekingen ve sessiz durular, oyuncak ve eşyalarını paylaşmazlar, oyunlara katılmakta, arkadaşlık kurmakta ve yeni durumlara uymakta zorlanırlar. Evde ise bunun aksine hırçın ve yaramaz olurlar, kural tanımazlar. Her istediklerinin yapılmasına alıştıkları için sabırsız davranırlar . Evde ve okulda yaşıtlarından daha çocuksu davranırlar, sürekli sevilmek ve ilgi görmek isterler. Ayrıca yoğun problemlerin, şiddetin, hastalıkların ve çocuğa yönelik duygusal tehditlerin çok yaşandığı ailelerde de çocuğun anneden ayrılmak istememesi ile şekillenen bağımlılık gözlenir. Bu çocuklar ne evde ne de dışarıda pek iletişim kurmazlar ve annenin zarar görmesini engellemek için ayrılmak istemezler.
Bağımlılık yaşayan çocuklarda kekemelik, uyku ve yeme bozuklukları, okula uyum problemleri, ders başarısızlığı, iletişim problemleri vb. sık rastlanır.
Kardeş kıskançlığı: Kıskançlık; sevilen birinin başkası ile paylaşılmasına katlanamamaktır. Yaşamın her döneminde olmakla birlikte çocuklukta daha yoğun yaşanır. Bu duygu ile ilk tanışma 2 yaş civarında olur. Öfke, nefret, küçük düşme, kendine acıma, üzüntü, korku gibi duyguların bileşiminden oluşur. Özellikle yeni bir kardeşin doğumundan sonra, aile üyelerinin farkında olarak / olmayarak çocuklara farklı davranması vb. ile gelişir.
Uyum problemleri: Gelişim sürecinde çocuk bir yandan yeni yetenekler, yeni beceriler kazanarak çevresine daha iyi uyum sağlamakta öte yandan gelişmenin gereği olarak yeni sorunlarla karşılaşmaktadır. Kişilik; sürekli uyum çabası sonucunda oluşmakta, biçim almaktadır Çözümlediği her sorun, aştığı her yeni engel çocuğun ruhsal gücünü arttırmaktadır.
Çocuğun gelişim dönemine özgü olarak karşılaştığı sorunlar ana-baba desteği ile çözülebilecek niteliktedir. Ancak;
a- çocuk bu desteği bulamaz ya da ana-baba tutumu doğru ve uygun olmazsa,
b- aileyi tümden sarsan, aile birliğini ve düzenini bozan baskı ve zorlayıcı yaşantılar olursa,
c- çocuk önemli hastalık ve ameliyat geçirdiyse veya doğuştan getirdiği farklılığı varsa,
d- aile içi iletişim sağlıklı değilse,
e- ailenin çocuk yetiştirme tutumları farklı, kuralsız ve düzensizse olağan sorunlar büyür ve uzman desteğine ihtiyaç duyulur.
Çocuklarda uyumsuzluk olarak nitelenen davranışlar 4 ana başlık altında toplanabilir;
1- Davranış bozuklukları- hırçınlık, kavgacılık, okuldan kaçma, çalma vb.
2- Duygusal bozukluklar- korkular, uyku bozuklukları, kekemelik,vb.
3- Alışkanlık bozuklukları- parmak emme, tırnak yeme, vb
4- Ağır ruhsal bozukluklar- çocuğun uyumunu her alanda ve sürekli bozan ruhsal hastalıklar.
Boşanma süreci ve etkileri: Boşanma hiç kuşkusuz, çocukların başına gelebilecek en sarsıcı olaylardan birisidir ve potansiyel olarak onların gelişmelerini ciddi bir biçimde etkileyecek bir dizi değişikliği de beraberinde getirmektedir. "Potansiyel" bir durumdur, çünkü boşanmış bir ailenin bireyi olarak yaşamak kaçınılmaz olarak çocuklara zarar veren bir durum değildir. Önemli olan anne ve babanın evliliklerinin sona ermesini nasıl karşıladıkları, boşanmadan sonra hayatlarını ve ilişkilerini nasıl sürdükleri ve çocukları ile ilgilenmeye devam etmeleridir.
Boşanma, bu olayı yaşayan her çocuğu çeşitli derecelerde etkiler. Bu etkilenme, çocuğun yaşına, içinde yaşamış olduğu ailenin yapısına, çocuğun çevresindeki destek sistemlerinin sayısına ve yakınlığına, anne-babanın boşanma sonrası ilişkilerinin kalitesine, anne ve babanın boşanma sonrası sahip olduğu maddi olanaklara, kardeşlerin olup olmamasına, çocuğun mizacına göre değişkenlik gösterir
Boşanma sonrası bazı çocukların aşırı derecede iyi davrandığı, bazılarının çok hırçınlaştığı, bazılarının daha küçük yaşlara özgü davranışlar sergilediği gözlemlenebilir. Çocuğun okul başarısı düşebilir, arkadaş ilişkileri bozulabilir. Anneye ya da babaya aşırı şekilde bağlanabilir, çoğu çocuk anne ve babasını yeniden birleştirmeye çalışır.
Eşler birbirlerinden boşanabilirler ama çocuklarından boşanamazlar. Boşanmış eşlerin büyük bölümü çocuklarının iyiliği için sorunsuz bir ebeveyn ilişkisi kurmayı başarırlar. Ama yaklaşık üçte birlik bir kısmı aradan yıllar geçse de çocuk yetiştirme açısından sağlıklı bir ilişki kurmakta güçlük çekerler. Ebeveynler arası anlaşmazlıklar çocuğun gelişimine büyük zararlar verir.
Eğer, çocuklar anne-baba arasında bir haberci gibi kullanılırlarsa, anne veya baba çocuğu sürekli kendi tarafına çekmeye çalışıp karşı tarafı kötülemeye çalışırsa, anne ve baba arasında bütün diyalog kesilmişse, çocuğun boşanma sonrası, yaşadığı ev ve sosyal çevre tümüyle değişmişse, çocuk boşanmayı bir travma olarak yaşayabilir. Boşanma sonrası dönemde, fazla ilgi ve destek görmeyip örselenmiş olan çocukların, ergenlik ve yetişkinlik döneminde, karşı cins ile ilişkilerinde çeşitli zorluklar yaşadıkları saptanmıştır. Bu karşı cinse aşırı bağlanma ve hiçbir şart altında terk edememe olabileceği gibi, terk edilmeden terk etme mantığıyla sürekli eş değiştirme şeklinde de ortaya çıkabilir.
Tek Ebeveynlik: Tek ebevenyli aileler annenin tek başına çocuk sahibi olması,boşanma, terk, ölüm vb . nedenler sonucunda oluşabilir. Probleme, ve içinde bulunulan koşullara göre süreçte çocuğun durumu kabullenmesi, duruma uyum sağlaması, duygu ve düşüncelerini rahatça ifade edebilmesi sağlanmaya çalışılır.
Yas süreci: Ölüm ; ilk çocukluk yıllarında korkutucu değildir. Çünkü; belirsiz ve bulanık bir kavramdır. 3-4 yaş. Çocukları için ölüm, canlılar kadar cansızlarda (oyuncak, eşya ) da olabilecek, uzun bir ayrılık ya da dönüşü olan uzun bir yolculuktur. 5. yaşta ölüm, uzun bir uyku ile eş anlama gelir ve yavaş yavaş korkutucu olmaya başlar. 6. yaştan itibaren hastalık ve yaşlılıkla ölüm arasında bir ilişki olduğu kavranmaya başlanır. 8-10 yaşlarda ise ölümün yaşamın geri dönülmez bir sonu olduğu gerçeği benimsenmeye başlanır.
Ana, baba ya da kardeş ölümü büyük küçük bütün aile bireyleri için en sarsıcı ve en örseleyici yaşantıdır. Ölüm haberi çocuğa en yakını, sevdiği ve güvendiği biri tarafından alıştırılarak, yaş ve gelişim düzeyine uygun bir açıklama yapılarak verilmelidir. Çocukların yas tutma süreçleri farklıdır: Yetişkinler gibi uzun süre acılı ve üzüntülü kalamazlar. Oyuna ve uğraşlarına geri dönerler. Bazı çocuklar donmuş uyuşmuş gibi davranır, ağlayanlara şaşkın şaşkın bakar, ölüden söz edilirken duymuyormuş gibi davranır ve soru sormaz. Bazı çocuklar ise aksine daha canlı ve yerinde duramaz bir tavır sergiler, olmayacak şeyler ister, yerli yersiz güler ve başsağlığına gelenlerin yanında aileyi utandıran davranışlar içinde olurlar. Gerçekte çocuğun umursamaz davranışı ne sevgi yokluğundan ne de üzüntü çekmeyişindendir. Bu davranışlar ağır bir olay karşısında inkar yoluyla çocuğun kendini savunmasıdır. Çünkü gerçeği benimsemek üstesinden gelinemeyecek duyguların (öfke, güvensizlik, yalnızlık,suçluluk vb. ) baskısına yol açar.
Yas sürecinde çocuklarda; gece korkuları, tikler, bayılma ve titreme nöbetleri, belirsiz bedensel yakınmalar, dalgınlık, okul başarısızlığı, okula gitmek istememe, okuldan kaçma ,hırçınlık , davranış bozuklukları vb. görülebilir.
|